Türk Fizikçilerin Sessizliği
"And suddenly, to be dying
Is not a little or mean or cheap thing,
Only wearying, the heat unbearable ..."
John Ashbery
Bu gece saat 01:45 sıralarında Isparta yakınlarında meydana gelen uçak kazısında "Türk Hızlandırıcı Merkezi Proje Grubu"ndan yakından tanıdığım başta Prof.Dr. Engin Arık ve Prof. Dr. Şenel Fatma olmak üzere önemli kişilerin hayatını yitirdiğini üzülerek öğrendim. Projenin yer aldığı "Hızlandırıcılar ve Detektörler" 2006 Bodrum Çalıştayında tanıştığım arkadaşlarımdan bir kısmı da maalesef aramızdan ayrıldı.
Aniden gelişen ve önüne geçilemez tüm bu olaylar karşısında fizikçilerin tepkisinden çok Türk Halkının yaklaşımının nasıl olacağını merak ediyorum. Acaba şimdi de birkaç hafta önce olduğu gibi protestolar ve boykotlar başlayacak mı? İnsanlar akın akın meydanlarda toplanıp "İnsan hayatına verilen değer" üzerinden dem vuracaklar ve en sonunda isyan edip hayatımızı hiçe sayanlar üzerine yürüyecekler mi? Ya da bir Pop sanatçısının ölümü kadar yer bulacak mı bu dava? Ülkenin kaybettiği maddi zarar ortadayken manevi zarar hesaplanabilecek mi? Türkiye'de yüksek öğrenim yapmanın enayilik olduğunu bile bile "inadına" yetişen gencecik bilim adamlarının kaybının millete zararı hesaplanabilecek mi? Türkiye bir Milli Dış Politika için bile uzlaşamazken, Milli Bilim Politikası konusunda uzlaşabilecek mi bu olaydan sonra? Türkiye şehitlerine ağlarken yurt dışında Türkiye gerçeğini dünyaya anlatan gönüllü elçileri, bilim adamlarını da şehit sayacak mı? Türkiye bilim kitabının kapağını açacak mı artık?
Hayır! Bunların hiç biri olmayacak. Türk Fizikçileri şimdiye kadar her şeyi sessiz sedasız yaptılar. Yaşamları sessiz ve huzurlu oldu. Fizikçilerin kalem ve kağıt dışında bir kaynağa ihtiyacı olduğu pek düşünülmedi. Bu duruma yine de sessizce uyum sağlayan fizikçilerimizden cumhuriyet yıllarından beri "teorik fizik ve matematik" alanında dünya çapında isimler yetişti: Cahit Arf, Behram Kurşunoğlu, Feza Gürsey, Erdal İnönü gibi isimler -belki bazen öğrencileri tarafından anılır- sessizce verdikleri eserleri dünya bilim literatüründe sonsuza kadar yer alacak.
Fizikçiler zihinlerindeki açıklamaları kullanarak birçok duruma kolay uyum sağladılar. İsyanları olmadı çoğu zaman. Belki de Türkiye'nin şartları denilip geçildi, sessiz kalındı. Belki de isyan düşüncesinin kökenine inip orada yeni teoriler üreterek avuttular kendi vicdanlarını.
Fizikçilerin tartışmaları da hep sessizce oldu. Çünkü salt bilimi tartışırken zihinde beliren çocuksu saflık Türkiye'nin bencil güncel tartışmalarından çok uzaktı. Kimse görmedi o yüzden.
Bilim adamlarının böyle kaygıları yoktu üstelik. "Sonsuzluğu arıyorum" demişti Cahit Arf. Toplumun onu şimdi anlayıp anlamaması fark etmez. Nasıl olsa anlarlar. Çünkü fiziğin sanatını yapıyordu O ve sanatı güzelliği için yapmak toplum için yapmaktan daha kutsaldı.
Sonsuzluğu bulacak elbette. Ama sessizce. Bizim gibi sıradan insanların haberi olmayacak. Son nefeslerini verirken kafalarında neyi düşündüklerini nasıl teorileri yoğurdukları bilinemeyecek.
"Fizik bakış açısıdır" demişti Fizik hocamız. Eğer öyleyse fizikçi ölürken de ölüme uyum sağlayacak bir açıklama getirecek ve huzur içinde göçüp gidecek, sessizce.
