Osho'nun Yanılgısı
Osho olarak bilinen merhum Rajneesh Chandra Mohan Jain (1931,1990), Hintli bir felsefeci ve profesörken her şeyi bir kenara bırakıp felsefe öğretilerinin peşine düşmüş daha sonra da iflah olamayıp skandallarıyla tanınan mistik bir insan. Genel olarak dünya felsefesine hakim olması ve konuşmalarında hipnotik tekniklerden faydalanması dünya çapında Hollywood yıldızları da olmak üzere bir çok kesimden takipçisi olan bir filozof olmasını sağlamış. Ancak ona filozof diyebilmemim gerçek nedeni Amerika'dan sınır dışı edildikten sonra dünyanın pek çok yerini ziyaret ederek öğretilerini insanlara aktarma ve paylaşma becerisidir.
Kendi yazdığı biyografisine göre doğduğunda astrologların 7 yaşında öleceğini söylediğini oysa 7 yaşında büyükbabasının yanından ayrılarak gerçek dünya ile tanıştığını ve 21 yaşında ruhsal olarak aydınlandığını yazmıştır.
Osho'nun öğretileri oldukça dağınık olmakla birlikte temel öğretisi meditasyon teknikleri üzerinedir. Sohbetlerinden alıntı yapılarak yazılmış kitapları farkındalık, cesaret, sezgi, zeka, yaratıcılık gibi konu başlıkları altında toplanabilmiş.
Osho okuyanların hemen gözlemleyeceği gibi önceki öğretilerin tamamını yadsır ve bunu yaparken kendisinin tamamen yepyeni olduğunu kabul eder. Osho kitaplarında insanlara yeni bir ideoloji vermediğini onlara sadece nasıl yaşamaları gerektiğini öğrettiğini sık sık yazar. Onun için bunları anlatmak bahçede çiçek yetiştirmeye ve büyüdüklerinde onların güzelliğini seyretmeye benzer.
Peki, başarılı olmuş mudur? Yani Osho hiç çiçek yetiştirebildi mi? Hayır !
Nedenini Osho'nun öğretilerinde aramakta fayda var: Osho yaşamı sadece yukarıdaki konu başlıklarına indirger. Ancak yaşamak bu kadar da basit değildir. Gerçekten de kitaplarını okuduğunuzda hayatınızda bir şeyleri çözmüş olacaksınız; ama bu durum bütün yaşamı -daha doğrusu nasıl yaşanması gerektiğini- anlamak değildir.
Osho öğretilerinde insan yaşamının temel davranış biçimlerinden olan "merak" ve "çalışma" konularını es geçer. Bu kritik konular hakkında hiçbir bilgisi yoktur. Oysa "merak" ve "çalışma" tüm bilimlerin doğuşunu sağlayan yegane davranış biçimleridir. Osho'nun öğretileriyle "İnsan neden merak eder?" sorunsalı çözümlenemez. Kendisine sorulduğunda eminim evrensel bilginin bilinen, bilinmeyen ve bilinemeyecek olan olarak ayrıldığını söyler. Oysa bu yapı da oldukça karmaşıktır. Bilimin yaptığı tümevarımı kullanarak bilinemeyecek olan hakkında genelleme yapmaktır. Osho ise bilinemeyecek olandan hareket ederek insanları bilinemezliğin güzelliğini yaşamaya çağırır. Ona göre "merak" duygusu sonuçta insan zihnini bir sürü bilgiyle doldurur ve düşünceyi insanın efendisi yapar. Yapılması gereken bilinemezliğin sonsuzluğu içinde gevşemek ve anlamaya çalışmadan sezgisel davranışları ön plana çıkarmaktır. Böylece insan yoğun zihinsel faaliyetten kurtularak rahatlar. "Merak" ise lanetlenmiştir.
Osho yazılarında tüm dinleri açıkça lanetler. Oysa öğretilerinin hatta hikayelerinin tamamı tasavvuf ve sufizm etkileri taşır. Böylece Osho'nun aslında yeni şeyler bulmadığını ancak daha önce bilinen şeylere açıklık ve netlik kazandırdığı gerçeğiyle karşı karşıya kalırız. Oysa çevresindekiler onun yeni bir dinin temsilcisi olduğunu düşünür. Böylece Osho din konusunda da çuvallar.
Kendi varlığını "Düşünüyorum, öyleyse varım" olarak kanıtlayan Descartes, böylece diğer objelerin varlığını ispatlayabilmişti. Kartezyen bilimlerin babasıydı. Ancak varlık insan düşünmese de vardır. Düşünmüyorsak yok olduğumuz anlamına gelmez; çünkü sezgisel olarak varlığımızın farkındalığını yaşarız. Sonuçta Osho'nun tamamladığı bölge tam olarak insanın "düşünmüyorum, ama yine de varım" dediği bölgedir.
