Blog nedir? . . . Kendi blogunu oluştur ;)

Kuday WeBlog

Sinan Kuday Türkçe Günlük Sayfaları

Mübadele Hikayelerim II – “Çomağın ucu ”

 

Anne tarafından dedem 1914 yılının baharında yine günü ve ayı bilinmez bir gün de Selanik şehrinin Drama kasabasında dünyaya gelmiş. Aile efradı genelde tarım ve hayvancılıkla uğraşmakla birlikte dünya genelinde süren savaşlar ve hastalıklardan muzdaripler. Dedemin amcaları ve babasının Osmanlı ordusuna katılıp Yemen'e gittikleri iyi biliniyor ki bir süre sonra haber alınamayınca orada öldükleri rivayet ediliyor.

Drama'da babasız büyüyen dedemin annesi bir süre sonra başka biriyle evleniyor ama dedem dayıoğullarıyla birlikte kalıyor. Dayı ocağında büyüyüp yetişiyor. Yaşadıkları alan kırsal olduğundan anılarında özellikle balkanların yeşilinin ve havasının çok farklı olduğunu anlatır. Selanik civarında düzenlenen büyük panayırlar ve oradaki yemeklerden  güreş müsabakalarına kadar her şeyin ne kadar kendine özgü güzellikte olduğunu söyler. Savaş zamanı olmasına rağmen kırsal alandaki bolluğun tereyağından etine kadar nasıl etkilediğini anlatır. Dedem Drama'da kırsal bölgede olmaları nedeniyle eğitim alamıyor; dedemin okuma-yazma ile tanışması cumhuriyet yıllarına dayanır.

1924 mübadelesiyle İzmir civarındaki Menemen'e yerleşen dedem yine yakın akrabalarıyla birlikte kalmaktayken askerlik vakti gelip çatıyor. İlk askerliğini Çanakkale tarafında yapan dedem Çanakkale savaşının hemen sonraki Çanakkale cephesini çok iyi bilir. Orada yapılan harpleri ve ölen insanlar herkesi olduğu gibi dedemi de derinden etkilemiştir. Fakat hemen cumhuriyet sonrası askerlikten muzdarip olan dedem o senelerde farkında olmadan çeşitli sağlık problemleri yaşıyor. Bunun başında soğuk taş üzerinde yatmaktan bağırsak ve sindirim yolu bozuklukları var.

Askerden dönen dedem Menemen'e döndüğü süre için de "Menemen olayı" olarak bilinen gerici olaya şahit oluyor. Karakter olarak neşeli, dindar ve dürüst bir kişiliğe sahip olan dedem tarafsızca "Menemen olayı" için Kubilay komutanın nasıl bir hata yaptığını anlatır. Onun tek hatası gericilerle diyalog kurmak istemesi ve askerleri geri çekmesidir. Oysa cahil ve provake edilmiş topluluk onu oracıkta öldürüp kafasını kopararak sancağın üzerinde sallandırmıştır. Akabinde yapılan mahkemeyle "Menemen olayı" hükümlülerinin hemen hepsi idam edilir ve idamlar Menemen'in sokaklarında ard arda yapılır. Dedeme göre bunun nedeni Atatürk'ün öfkesinin ne denli büyük olduğunun halk tarafından görülmesinin istenmiş olmasıdır.

Uzun bir süre sonra  dedem 2.Dünya Savaşı'nın başlamasıyla tekrar askere alınıyor. Fakat bu sefer askerde dudak yapısının ve kulağının müsait olması nedeniyle komutanı tarafından seçilip trompet çalması için yeni kurulmakta olan askeri bandoya dahil ediliyor. Dedemin eğitimle ve müzikle tanışması böylece ancak askerde mümkün olabiliyor.

4 sene aralıksız askerlik yapan dedemin hayatının büyük kısmı askerlik ve bando anılarından oluşur. Askerlikten sonra anladığımız kadarıyla büyük boşluk yaşayan dedem Menemen'e geri dönmüyor. Uzun bir süre iş arayan dedem Nazilli'de bir tatlıcı ustasının yanında pastane işleriyle uğraşıyor. Buradan bazı ailevi problemlerin baş gösterdiğini anlıyoruz.

Nazilli'de ustasının dikkatini çeken dedem eli yüzü düzgün temiz bir kişilik olması nedeniyle ustasının kızıyla everilmek istenildiğini anneannem tarafından anlatılır. Dedem bu olay üzerinde kimseyi kırmamak için sevsizce Nazilli den ayrılarak bir arkadaşıyla İzmir'e yerleşir. İzmir Kahramanlar civarında kiralık ev tutan iki arkadaş iş ararlar. Bir süre sonra dedem fuar içinde yeni kurulan "Belediye bandosu"na (şimdi Kent Orkestrası) trompetçi olarak girer. Beyaz üniformalar içinde çeşitli yerlerde konserler veripr herkesi kendilerine hayran bırakırlar. Dedemin 35 senelik bando macerasının kendi sözleriyle özeti "35 sene çomağın ucuna baktık beyahu" dur. Ev sahibesi her nasılsa yine dedemi çok beğenir ve kızına uygun görür. Böylece anneannemle evlenen dedemin biri kız 3 çocuğu olur.

Menemen'den dayı ocağından kalan toprakla İzmir Şemikler'de bir ev alan dedem maddi sıkıntılar içinde 3 çocuğunu okutur. Dayılarımın ve annemin dedemin mesleği hakkındaki bilgilerinden çoğunlukla yaptığı mesleği onlardan uzak tutmaya çalıştığını anlıyoruz. Dayılarımın ikisi de okuyup doktor olmalarına rağmen özellikle küçük dayımın müziğe karşı eğilimli olduğu aşikardır. Müzik ilgisi dedemden bizlere bulaşmakla beraber dedemin enstrumanını ancak resimlerinde görebilmek ve melodilerini duyamamak harcanan emeğin boşa gitmesi gibi geliyor bazen.

Dedemin neşeli tarafı nedeniyle problemlerini anlatması çok nadirdi. Rumelinden gelmesi ve yöre aksanıyla konuşması aile içinde neşe kaynağı olmasını sağlardı. Onun hepimizden farklı bir düşünce tarzı vardı. Cahilliğini kabul etmekle birlikte hepimizden daha deneyimli ve bilgiliydi. Kimse hakkında kötü düşünmeyen ve kimsenin içinde kötülük olabileceğini düşünmeyen bir insandı.

Hayatının ikinci döneminde daha çok sağlık problemleriyle cebelleşen dedem hastalıklarına sindirim bozukluğundan sonra  40lı yaşlarından itibaren başlayan "epilepsi" nöbetlerini ekler. Epilepsi bence dedemin pek fazla bilemediğimiz semavi ve mistik yaşantısının tamamlayıcısıdır. Epilepsi krizlerinden birinde (rüyada) kendisine muhterem bir kişilik tarafından seçme şansı sunulmuş ve dedem yaşamı seçmiştir. Bunun üzerine hayatında yaşayacakları ona film şeridi gibi gösterilmiş rivayete göre dedem bundan sonra uyandırılmıştır.

O kadar kendine hakimdir ki epilepsi nöbeti sırasında yanındaki insan bir gariplik fark edemez. Birkaç kere şahit olduğum epilepsi nöbetlerinin birinde dedemin sürekli alnını ovuşturarak bir şeyler düşünürcesine gözlerini kapadığını hatırlıyorum. Daha sonra da 3 kere "Ne dedin sen? Ne dedin? " demişti. Ben de ne dediysem tekrarlamıştım ve öylece devam etmiştik; ta ki ben o sırada epilepsi krizi geçirdiğini öğrenene kadar. Ölümcül olmadığını bildiğimiz hastalığına rağmen dedem 1997 yılının sonbaharında anneannemin ölümünden yaklaşık 3 ay sonra vefat etti.

Vefat ettiği gece saat 2'de kendisine refakat eden hemşiresinden gelen telefon üzerine evine giden annem, dedemi yatağın üzerinde otururken yana düşmüş huzurlu bir yüz ifadesiyle bulur. Son nefesinde  kriz geçirmediğini tahmin ettiğimiz dedem için anneannemin değerini sanırım o zaman anladık. Derin izler taşımakla birlikte benim için "mutlu ölüm" ile ilk karşılaşmam dedemin vefatıyla olmuştur.