Mübadele Hikayelerim I - “Mübadelenin Öksüz Çocukları”
(Hem anne hem baba tarafından Rumeli muhaciri olduğumuzdan çocukluğum dedelerimin gençlik-çocukluk anılarıyla geçti. Böyle olmasının nedeni insanın yaşlandıkça geçmişe dönmesinin yanı sıra Rumelinin doğasının ne kadar farklı ve güzel olduğu noktasında odaklanıyor. Bütün bir hayat hikayesinin ne kadarını yazabilirim bilmiyorum ama sık sık güncellemeler yaparak başarılı olacağıma inanıyorum. Yazı boyunca isim vermemekle birlikte tüm isimlerin belli olduğunu ve aile seceresinin Antalya nufüs dairesinin cumhuriyet döneminde geçirdiği yangın nedeniyle ispatlanamayacağını biliyorum.)
Baba tarafından dedem 1918 yılının baharında Selanik ilinin merkezinde oturdukları evde dünyaya geliyor. 40 günlük iken anne ve babası, dünya genelindeki salgın grip hastalığı nedeniyle (İspanyol gribi olarak bilinir) vefat ediyor. Henüz 40 günlük iken, yetim kalan dedem için sonraki hayatında bence bundan daha trajik bir anı söz konusu olamaz. Öte yandan dünyanın içnde bulunduğu durum göz önüne alındığında o günün şartlarında dedemin yaşaması bile büyük mucize. (Allah uzun ömür versin.)
Dedemi baba tarafından kendi dedesi yanına ve çiftliğine alıyor, aynı evde amca ve hala çocuklarıyla birlikte büyüyor. Dedem anılarında yetim olması nedeniyle dedesi tarafından ne kadar çok sevildiğini ve diğerlerinden daha çok iltimas gördüğünü hep anlatır. Çiftliğin ne kadar büyük ve zengin olduğunu o günün şartlarına göre mamalarından giyimlerine kadar her şeyin avrupadan geldiğini söyler. Rivayete göre dedemin dedesi vakt-i zamanında eski Rumeli beylerbeyliği yapmış bir zatın oğullarından biri olduğu için Selanik ahalisi arasında önemli mevkiye sahip okumuş, entelektüel biri. Diğer taraftan evin genç bireyleri amcalar ve dayıların büyük kısmı maalesef sürmekte olan savaşlarda şehitlik mertebesine erişmiş insanlar ve maalesef çoğunun eğitimi bile tamamlanmamış gencecik iken askere alınmış zatlar. Dedem, Balkan harbinden çok Selanik tarafında Yemen'e giden asker sayısı fazla olduğundan amcalarının Yemen'e gidip gelemediğini söyler ve ekler "kim bilir nerde öldüler?" Aslında Yemen'e gidip gitmedikleri bile meçhuldür ve nereye gittiklerini/gideceklerini bilmeden giderler.
Selanik'te ise durum tüm balkanlardaki gibi karışık olmakla birlikte Türk ve Rum halk aynı şehirde aynı kültürel-sosyal çevrede huzur içinde yaşıyor. Sorunlar ve itilaflar her iki taraftan büyük kimselere gidilerek çözüme ulaştırılıyor. Bunlar Kadı olduğu gibi Papaz da olabiliyor. Örneğin Dedemin dedesi bir defasında bir sorunu için Papaza gittiğinde Papaz şirin bulduğu dedemi kucağına alıyor ve indirip kaldırarak seviyor. O günden sonra hala dedeme seni vaftiz etmişler diye espri yapılır. Dedem kaldığı süre içinde okula başlıyor ve Rumcayı da öğreniyor. Selanik ve Balkanlarda bir başka gelenek ise belli zamanlarda düzenlenen panayır ve festivaller...
Dedemin güvenli ve izole yaşamı 1924 Lozan mübadelesine kadar sürebiliyor. O sırada henüz 6 yaşında olan dedem olayların farkında ve bilinçli olarak yapması gerekenin dedesinin yanından ayrılmamak olduğunu biliyor. Mübadele şartlarına göre taşınır eşyanın büyük kısmı maalesef geride bırakılıyor ve bunlar arasında rivayete göre küplerce altın da var. Yine rivayete göre mübadelenin kesinleşmesinden sonra çiftliği basan rum askerleri sözde taşınacak eşyaları belirlemek amacıyla bu malların büyük kısmına el koyuyor ve muhacirleri 5 parasız ortalıkta bırakıyor. Neyseki dedemin anneannesi hatırı sayılır miktarda altını saklamayı başarıyor ve anadoludaki hayatlarının büyük kısmında saklanan bu altınların az da olsa faydası oluyor.
İnsan nakli Selanik limanından kalkan buharlı katamaran gemilerle yapılmaya başlandığında, insan sayısının fazlalığından ve kargaşadan şiddetli çatışmalar yaşanıyor. Rumların kendi içindeki çatışmalarının yanı sıra Türk-Türk çatışması ve Rum-Türk çatışması da söz konusu.
Selanik'ten yola çıkan gemilerde çatışmalar devam ettiğinden belli ailelerin farklı merkezlere indirilmesi kararı alınıyor. Dedem kendi gemilerinin nasıl rota değiştirdiğini anlatırken hala heyecanlanır. Dedesinin sessizce "Bu gemi izmire gitmiyor, güneye gidiyor" demesi üzerine farkına varanların kaptan köşküne kadar çıkıp neler olduğunu anlaması bile kargaşa nedeniyle zaman almış. Oysa geminin varış noktası çoktan Ankara'dan gelen talimatla Antalya olarak belirlenmiş.
Antalya'ya inen gemilerden inenler burada Rum halkın boşalttığı evlere yerleşirken bir kısmı belirtilen yerlerde yeni bir hayata başlamak yerine farklı bölgelere göç ediyor. O dönemde bunu engellemek için Rumeliden gelen halka toprak ayrıldığı biliniyor ve bilhassa Atatürk tarafından yapılan bu iltimas nedeniyle Rumeli halkına maalesef "hazıra kondu" gözüyle bakılıyor.
Türk-Türk çatışması maalesef hikayenin diğerlerinden daha trajik tarafıdır ki; önemli sonuçlara ulaşılabilir. Türk-Türk çatışmalarının başlıca nedenleri arasında mal paylaşımı, insan paylaşımı, ideolojik nedenler ve kişisel nedenler olabiliyor. Bence hepimizin kişisel nedenler çıkartıldığında mal paylaşımdan kaynaklanan çatışmaların ne kadar saçma ve acı olduğunu üstelik bu çatışmaları haklı çıkarmak için saçma sapan ideoloji ve gerekçelere bağlamanın acı sonuçlarını görmemiz gerekiyor.
Ben mübadele sırasında göçen halk içinde bir kısım Türk olmayan ailelerin de geldiğini düşünmüyorum. Çünkü bu insanları perişan halde taşınmaya mecbur eden sebeplerin başında Türk olmaları geliyor. Kaldı ki Sebataizmin dünya genelinde son bulduğu zaten tarafsız yapılan araştırmalarla ispatlanmıştır. Sayısı birkaç aileyi bulan bir kısım halk nedeniyle bütün Rumeli Türklerini karalamak vatan hainliğinin en açık doğrudan şeklidir. Yine açılan bu tür tartışmalar nedeniyle en güzel cevabı dedem vermişti: "Belki Rum dönmesi, belki Yahudi, belki başka bir şey ama bu ülkeyi kuran-kurtaran adamlar da aramızdan çıkmadı mı? En güzel örnek: Atatürk" . Neden Karadenizli, Kafkasyalı, Egeli, ..vs.li değil de bir Selanikli ??
Antalya'da Lara civarındaki bir köye yerleşen dedemin hayatı bir süre burada devam ediyor. Dedesinin ölmesi ve anneannesinin Manisa'ya taşınması üzerine beraberinde giderek orada ilkokul ve orta okulu bitiryor. Daha sonra İzmir Lisesinde devam ederek eğitimini tamamlıyor. Dedem, zaman şartlarına göre Lise mezunu üniversite mezunu gibi sayıldığından Manisa'da memuriyete atanıyor ve babamın doğumuyla Ankara'ya nakil oluyor. Halen emeklilik yıllarını İzmir'de geçiren dedeme uzun ömürler diliyorum.
